Hakkımda

Merhaba ben İrem. Bloglarla ilgilenmeyi seviyorum. Bu blogumu bildiklerimi paylaşmak için açtım. Blogumda yok yok. Dostluğu, bilgiyi ve eğlenceyi, kısaca hayatı acısıyla, tatlısıyla paylaşabilmeyi dilerim...

Son yazılarım

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun...
linkler
Bu sanal kız da çok hoş
Merhaba
Mini avatarlar
Bakarken insanın ruhu dinleniyor
İyi bayramlar
Kadir geceniz kutlu olsun.
Saç modelleri
İlginç ikonlar

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
AFACAN ÇOCUK
FENOKULU
SBSBANKASI
TÜBİTAK ÇOCUK
İNTERAKTİFMAT
MATOKULU
WİKİPEDİA

Kategoriler

  • AILEM
  • BENDENIZ
  • BILGISAYAR
  • BILMECELER
  • Blog
  • DERSLER
  • FIKRALAR
  • FILMLER
  • G YAZILAR
  • HEDIYELER
  • KITAPLAR
  • MASALLAR
  • ONEMLI
  • OZEL GUNLER
  • PSP
  • RESIMLER
  • SARKILAR
  • SCRAP
  • SIIRLER
  • SOBE
  • TEKERLEMELER













  • Arama Motoru



    Arkadaslar

    ewkedisi

    nurdanhicyilmaz

    birbuse

    kubra77

    kardelenilayda14

    butterfly96

    kizdunyasi

    kizlaricin

    bucan

    sweetangel

    destina14

    sinem15

    witchworld

    leylanmutvakta

    Bella

    norbella

    heidi

    aybikeningunlugu

    perikizim

    masalprensesi

    kardelenilayda

    yaseminler

    seleningunlugu

    sinny

    bendencesitliyazi

    sakarya392

    berfin1995

    kardelenilayda2

    ilke94

    cicim96

    efterya

    cicim

    YAGMUR96

    blogekle

    larasyagezegeni

    seline

    elvanglbeycan1983

    lalih1985

    perikizlari

    berfin1996

    battygirl

    esmuker

    isil

    angel1903

    Academy

    asli96

    ekinche

    sekerimm

    sukretmiyoruz

    angelgirls3

    windy

    melike97

    selsun

    amatoryazar

    melikeberker

    nimet3435

    sihirlideynek

    kuzence

    damla1994turkey

    herkesce

    eroman

    ahsuvera

    aysece

    prenseslerdiyari

    iremkizdenkodlar

    tatlikizlar

    angel96

    babyus

    zeytunirem

    chatta

    flood

    stella1

    afacan33

    gornelia

    bstrawberyb

    sizinBLOGLARINIZ

    bahargunesi

    ebrulikiz

    barbiie15

    sindyy

    buseyagmur

    yenibirgun

    Esmagul

    winxcilereeglence

    handworks

    winxcik

    pop95

    yildizligeceler

    0sweet0

    ayse33

    berfin03

    Ekin26

    ezgielifece

    guzelblog

    sinem60

    sinem90

    cansu36

    prensesserra

    ezgialimler

    gruphepsi96



    .....

    12/6/2009 - Genç kızlar için cilt bakımı önerileri

    Kategori: G YAZILAR


    Genç yaşlardan itibaren düzenli ve bilinçli olarak uygulanacak bir cilt bakımı, ileride oluşabilecek sorunların şimdiden önlenmesini sağlar, cildin pürüzsüz ve zinde kalmasını garantiler. Hormonal değişimle birlikte ortaya çıkabilecek sivilcelenme ve siyah nokta gibi sorunlar ise kesinlikle ihmal edilmemelidir.

    Doğru bir cilt bakımı uygulamak için, öncelikle sabun kullanma alışkanlığı bir kenara bırakılmalıdır. Zira en iyisi olsa bile, sabunun kurutucu etkisi vardır ve bu etki cildin dıştan gelen tehlikeli mikroplara karşı savunmasız kalmasına neden olur. Sabun yerine temizleme sütü ve toniği kullanmak en idealidir. Çoğu genç kız alışkanlık ve yanlış bilgilendirme sonucu temizleme sütü yerine tonik kullanmaktadır.

    Temizleme sütleri üst deride ve bir alt katmanda birikmiş kirlerin, deri yolu ile atılmış ifrazatların giderilmesini sağlar ve bunu cildi tahriş etmeden yapar. Tonik ise sütün kalıntılarını alır, gözeneklerin tekrar büzülmesini ve derinin bir sonraki işleme, yani krem sürmeye hazır olmasını sağlar. Temizleme etkisi ise süt gibi değildir.

    Sabah ve akşam yüzü temizlemenin yanı sıra, mutlaka nemlendirici kullanılmalıdır. Sokağa çıkıldığında da nemlendirici kullanmak gerekir. Özellikle kış mevsiminin hava şartları koruyucu malzemelerin kullanılmasını gerektirmektedir.

    Haftada bir ise peeling yapılmalıdır. Böylece ciltte ölü hücre ve kir birikmesi engellenir, cilt nefes alır. Eğer cilt aşırı yağlı ise haftada 2 defa peeling yapılması uygundur.

    Sivilceli ciltler büyük bir özenle temizlenip tedavi edilmeli, kesinlikle ihmal edilmemelidir. Sivilcelenme sorunu, meydana geldiği andan itibaren dikkatle tedavi edilmelidir. Aksi takdirde sivilceler fark edilmeden çoğalacak ve cildin iyileştirilmesi zorlaşacaktır. Öncelikle sivilcelenmenin gerçek nedeni tespit edilmeli ve tedavi buna göre yapılmalıdır. Bunun için kesinlikle uzman bir kişinin önerisine dikkatlice uyulmalıdır.

    Sivilcelenmenin ana nedenleri çoğunlukla; cildin mikrop alması, yanlış beslenme, hormonal dengesizlikler, yemek veya güneş alerjisi, ciltteki faydalı vitaminlerinin eksilmesi ve strestir. Bu nedenlerden birkaçı birarada ya da tek başına sebep olabilir; ama genelde bazıları direkt sebep iken diğerleri uyarıcıdır.

    Sivilcelere ve siyah noktalara el sürmemeye özen gösterilmelidir. Unutulmaması gerekir ki, genç yaşlarda uygulanacak doğru tedaviler, cildin pürüzsüz ve canlı kalmasının başlıca temelleridir. Genç kızların çoğu, sürekli siyah nokta ve sivilcelerini sıkar ya da üzerine kapatıcı malzeme sürer. Bunlar, derinin yıpranmasına neden olur. Siyah noktalar çok özel maskelerle cilt tahriş etmeden giderilmelidir.

    Sıkmak, hücrenin yapısını tekrar düzelmeyecek şekilde bozulabilir ve lekeli, açık gözenekli kalmasına neden olabilir. Sıkma işleminin ardından güneşe maruz kalması durumunda ise ciltte lekeler oluşur ve bunlar genellikle kalıcıdır. Derinin siyah nokta yapma alışkanlığı varsa ve gözenekleri büyükse, gözenek sıkıştırıcı kullanılması tavsiye edilir.

    Bugünün teknolojisi, kozmetik ve dermatolojik alanda kesin sonuçlar veren tedaviler sunmaktadır.

    Tedavi uzman bir kişi tarafından belirlenmeli ve takip edilmelidir. Ayrıca, beslenme de tedavi kadar önemlidir. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da, yanlış ve ucuz kozmetik ürünlerin cilt sorunlarının oluşumuna neden olduğudur.


    kaynak : kadinca.net

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    27/5/2009 - Sınav kaygısı nasıl yenilir?

    Kategori: G YAZILAR


    Sınavdan 1 gün önce ve sınav esnasında rahatlamak için;

     

    1. Nasıl rahatlayacağınızı ve gevşeyeceğinizi öğrendiğinizden emin olun. Kriz anında, nasıl davranacağınızı bilirseniz kendinizi daha güvende hissedebilirsiniz.

    2. Komik bir film, eğlenceli bir kitap ya da dergi okumak rahatlatır.

    3. Ne kadar kaygılı olursanız olun sınava yakın bir zamanda (örneğin bir gece önce ya da aynı sabah ) çalışmayın. Ilık bir duş alın, kısa bir yürüyüş yapın, sizi kaygılandırmayacak insanlarla sohbet edin.

    4. Sınavdan önce normal hayatınızda değişiklik yapmaya çalışmayın. Örneğin normalde sekiz saat uyuyorsanız ve bu yeterli geliyorsa, sadece sınav olduğu için daha erken yatmaya çalışmayın. Çünkü uyuyamazsanız, kaygınız artar. Alışık olmadığınız aktiviteleri de sınavdan önce yapmayın, alışık olmadığınız yemekleri yemeyin. Sadece bazı değişiklikler yapabilirsiniz: Örneğin kahveyi azaltmak ya da taze meyve ve sebze yemeye çalışmak iyi gelebilir.

    5. Kendinizi kötü hissetseniz de bir şeyler yemeye çalışın. Birkaç tuzlu bisküvi de olur. Önemli olan midenizin boş olmamasıdır.

    6. Sınavın nerede ve saat kaçta olduğunu bildiğinize emin olun. Sınav yerine çok geç ya da çok erken gitmeyin. Erken gitmek, sizin gibi kaygılı olanlarla konuşmak ya da söylediklerine kulak misafiri olmak, sadece kaygınızı yükseltir. Geç kalmak da aynı şekilde...

    7. Tüm materyalinizi (kalem, silgi, kalemtıraş, vs) aldığınıza emin olun. Hatta bunun için bir liste hazırlayıp, her birini çantanıza yerleştirdikçe yanına bir işaret koyabilirsiniz.

    8. Ders materyalini evde bırakın. Son dakika göz gezdirmeye çalışmak sadece kaygınızı artırır.


    Sınav sırasında bunlara dikkat edin!
    1. Sıraya oturduğunuzda rahat olduğunuza emin olun. Tuvalete gitme ihtiyacınız varsa giderin. Eğer çok terliyor ya da üşüyorsanız kıyafetlerinizde ona göre bir ayarlama yapın. Daha önce çalıştığınız nefes egzersizlerini birkaç kez uygulayın. Gerçekten rahat olduğunuza inandığınızda sınav kâğıdına bakın.

    2. Birçok kişi için en gergin an bu andır. Şimdiye kadar nasıl ve ne kadar hazırlandığınız, şu an önemli değil. Sizin için şu an en önemli olan, elinizden gelenin en iyisini yapmaktır.

    3. Aklınıza olumsuz ve kaygınızı artırıcı düşünceler geliyorsa, içinizden "Dur," deyin. Bu yolla düşüncelerinizin önüne geçtikten sonra o an için uygun stratejiyi belirleyin (gevşeme, nefes alma egzersizi, vs).

    4. Olumsuz düşünceleri sorgulayın ve daha işe yarar, daha gerçekçi alternatifler bulmaya çalışın. Örneğin: "Bu sınavdan yüksek not alamazsam mahvolurum," yanlış düşüncedir. Onun yerine "Sınava çalıştım ve yüksek not almak için elimden geleni yapacağım. Ancak alamazsam da bir telafisi mutlaka olacaktır. Bu dünyanın sonu değil," diye düşünmek doğru olur.

    5. Soruların sırasına göre gitmek zorunda değilsiniz. En iyi hazırlandığınızı düşündüğünüz konuyla ilgili sorudan başlayın. Acele etmeyin. Sorudaki yönergeyi dikkatle okuyun. Olumsuz ifadelere özellikle dikkat edin.

    6. Etrafınızdakileri görmezden gelmeye çalışın. Düşünmek için kafanızı kaldırdığınızda, insanlara değil pencereden dışarıya tavana ya da yere bakmaya çalışın.

    7. Zamanı ayarlayın. Ara sıra  saatinize bakmayı unutmayın.. Bir soruyla uğraşmayı bırakmak ve diğer soruya geçmek için uygun zamanı böylece anlayabilirsiniz.

    8. Kaygınız giderek kötüleşirse, kalemi kâğıdı bırakın. Gözlerinizi bir süreliğine kapatın ve nefes egzersizlerini deneyin.

    9. Kaygınızdan tamamen kurtulmaya çalışmayın, çünkü bir miktar kaygı gerekli ve doğaldır. Kaygı duyabileceğinizi kabul edip onu kontrol altında tutmaya çalışın.

    k:http://www.xsir.net/kisisel-gelisim/40653-sinav-kaygisi-nasil-yenilirc.html

    Aileler, çocuklarınıza güvenin ve kaygılanmayın!
    Ailelerin çoğu sınava girecek olanlardan daha kaygılı. Bu kaygıyı onlara yansıtmadıklarını düşünseler de yansıtıyorlar. Çocukları onların başarı beklediklerini, hayal kırıklığı yaşayacaklarını biliyor. Oysa bu girilecek sınavdan daha büyük bir sorumluluk ve yüktür. Ailenizi hayal kırıklığına uğratma, onların gözünde değersizleşme korkusu, tüm sınavların yaratacağı kaygıdan büyük bir kaygı yaratır. Bu nedenle sevgili aileler kaygılanmayın. Çocuklarınıza, çalışmalarına ve kendi katkınıza güvenin. Onların sınav stresini artırmayın. Çocuklarınızın sizler için her sınavdan, her başarıdan, her kazançtan önemli olduğunu hatırlayın ve bunu onunla paylaşın. Herkese başarılar dilerim. (Daha fazla bilgiyi yeni kitabımda bulabilirsiniz: Sınav Stresi ve Başa Çıkma Yolları / Z. Bengi Semerci (Uzm. Psk. Aslı Özer’in katkılarıyla) Merkez Kitaplar.

    Sınavda başarılar. Dilerim hepimiz için hayırlısı olur.
    iremkiz


    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    26/5/2009 - Başarının 4 anahtarı

    Kategori: G YAZILAR

     

    Elini Tahtanın Altında Gör

     Hayatının en önemli sınavına hazırlanan Ali,  başarının sırrını merak eder ve bu sırrın çok uzaklarda, ormanda yaşayan bilge bir adamda olduğunu öğrenir. Uzun ve zor bir yolculuktan sonra nihayet ıssız bir ormanın içerisinde yaşayan bilge adama ulaşır.

     Bilge adam, Ali’yi güler yüzle karşılar. Ali, “ efendim” der, “Ben başarının sırrını arıyorum. İnsanlar bunu nasıl yapıyor, nasıl başarıyor?”  diye sorar.

    Bilge adam, “şimdi seninle kısa bir yolculuğa çıkalım” der.

     Ve Ali"nin elinden tutup ormanın derinliklerine doğru bir yolcuk yapalar. Karşılarına ahşaptan yapılmış güzel bir bina çıkar. Bu bina kung-fu öğrencilerinin eğitim yaptığı bir binadır. Binaya girerler. Bilge adam, Ali"ye “Şimdi etrafına bakarak gözlem yap ve gözleminin sonucunu bana anlat”  der.

     Ali oturur bir köşeye, dikkatlice etrafına bakınır ve gözlemini anlatmaya başlar, “Kung-fu öğrencileri tahta kırıyorlar.Bazı öğrenciler tahtayı kırabiliyor, bazıları ise kıramıyor” der.

     Bilge adam, “Pekiyi tahtayı kıran öğrencilerle kıramayan öğrenciler arasındaki fark nedir biliyor musun?” diye sorar.

     Ali  “Bilmiyorum” der.

     Bilge adam, “İşte bu fark, bir işi başarabilen insanlarla başaramayan insanlar arasındaki farktır. Yani başarının sırrıdır. Tahtayı kırabilen öğrenciler elini tahtanın altında görebilen ve "Tahtayı kırabilirim" diyebilen öğrencilerdir. Tahtayı kıramayan öğrenciler ise tahtanın kalın yüzeyine odaklanan ve "Tahtayı kıramam" diyen öğrencilerdir. İşte bir işi başarabilen insanlar ve başaramayan insanlar da böyledir. Başaran insanlar o işi yapabildiklerini görebilen ve "Başarabilirim" diyebilen insanlardır. Başaramayan insanlar ise o işi başarabildiğini göremeyen ve "Başaramam" diyen insanlardır.” der.

     

    1-Dilemelisiniz

    Hangi işi yapıyorsanız yapın önce dilemelisiniz. Bununla birlikte İnsanlar, hayatlarında her şeyi dileyebilirler. Dilemek serbesttir ve hiçbir sorumluluğu ve maliyeti yoktur. İnsanlar çok şey dilerler. Bu sadece ilgi seviyesinde gerçekleşir ve sadece dilemekle kalırsanız sadece dilemiş olursunuz ve bir şey elde etmiş olmazsınız.

     
    2- İstemelisiniz

    Dilemekle istemek arasında çok kritik bir fark vardır. İnsanlar bir çok şeyi diler ve bu sadece dilek seviyesinde kalır. Ama istemezler. İstemek sorumluluk almak ve dilediğimiz şeylere, enerji ve zaman ayırmamız demektir. Bir konuya ne kadar çok zaman, ne kadar çok enerji ayırırsak o kadar fazla istiyoruz demektir.

     Sınavları kazanmayı herkes diler, ancak gerçekten isteyen insanlar kazanır. Çünkü onlar, zamanlarını ve enerjilerini tamamen sınavı kazanmaya odaklarlar. Onlar için sabun köpüğü televizyon dizileri,  duygusal ve romantik muhabbetler, arkadaşlarla non-stop geyik yapmak, chatleşmek,  internette hiç offline olmamak zaman ve enerji katilleridir.

     Şu bir gerçektir ki şu ana kadar hem bunları yapıp hem de sınavda istediği yeri kazanan hiçbir kimse görülmemiştir. Çünkü ne kadar çok fedakarlık o kadar çok başarı demektir.

     Önemli olan herhangi şu anda sahip olduklarımızı, sahip olabileceklerimiz için feda etme yürekliliğini gösterebilmektir.

     Unutmayın neyi istiyorum karşılığı neyi vereceğimdir.

     İyi şeyler istemenin anlamı iyi şeyler vermektir.

     

     3- Plan yapmalısınız

    Sınavları kazanmayı istemek yeterli midir? Hayır, yeterli değildir.

     Daha sonra mutlaka bir yol haritanız olmalı, yani uygulanabilir bir planınız olmalı.Bir iş için ektin ve gerçekçi bir planınız yoksa devamlı strestesiniz demektir. Plansız insan adeta rüzgara kapılmış yaprak gibidir. Ne zaman ne yapacağı belli değildir. Ancak, planınız da uygulanabilir ve gerçekçi bir plan olmalıdır.

     İnsanlar genellikle hep ideal, uygulanamaz planlar yaparlar ve yaptıkları plan belli bir zaman sonra ayaklarına dolanır ve özgüven sorunu haline gelir.

     Bu nedenle uygulanabilir, pratik, gerçekçi planlar yapmalısınız. Zamandan eyleme hareketle değil, eylemden zamana hareketle plan yapmalısınız ve ilk planınız sizin için çok kolay gerçekleştirilebilir olmalıdır.

     Plan aynı zamanda hedefinize doğru yol alıp almadığınızı gösteren gerçekçi bir cetveldir.

     Mutlaka kendi şartlarınıza göre bir planınız olmalı ve bu plan maraton koşucuları gibi önce yavaş, sonra belli periyotlarda hızlanacak ve maratonun son turunda da en üst performansa ulaşacak şekilde ayarlanmalıdır.

     İlk olarak en üst performanstan başlanılan planlar hep hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Yaptığınız planın içerisinde, mutlaka yeterince dinlenme ve ara verme zamanı bulunmalıdır.

     
    4- Eyleme geçmelisiniz!

    Her iş ancak eyleme geçilerek sonuçlandırılır. Aslında herkesin başarı için dileği ve küçük de olsa bir palanı vardır bununla birlikte ancak planlarını uygulama cesaretini gösterenler başarıyı yakalar.

    Sonuç olarak,

    Bugün beyaz bir sayfa açın!

    Geleceğe odaklanın.

    Olumlu olun.

    Kendi şartlarınıza göre gerçekçi bir palan yapın.

    Ve elimden gelinin en iyisini yapacağım diyerek elinizi tahtanın altında görün.

    K:http://www.rehberliksitesi.com/DisplayArticle.aspx?ID=18037

     

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    8/7/2008 - Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?

    Kategori: G YAZILAR

    Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?


    Güvercinin telaşlı kanat çırpışındaki sesi mi?

    yoksa,
    kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?

    ya da, tuz-buz olan bir sırçanın
    haykırışı gibi mi?

    nasıl bir sestir ki, perişan eder bizi duyduğumuzda?

    ne kalpler kırdık
    bilmeden...
    ya da bile bile......

    ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de...

    sonra aşmaya çabaladık durduk çok...

    dokunmak istedik,ulaşamadık....

    ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz

    setler engel oldu yine kendimize.....

    oysa,
    nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını....

    sıcacık bir gülümseme,

    içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???

    esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan
    gülümsemelerimizi...

    kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyup kaçıvermek....
    kaçarken bakmamak ardımıza...

    ya da,
    bakıp da görmemek...görmek istememek...

    her ne varsa...

    oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek,
    sıcacıık bir gülümsemeyle...
    olmaz dedik.

    denemedik bile hiç...
    korktuk belki de yanılacağımızdan...

    oysa hayat ne de kısa...

    düşünmek
    için bile vakit yokken....
    bile bile zehir ettik günlerimizi...
    kavgalarla...
    itişip kakışmakla harcadık
    dünlerimizi...
    ziyan ettik hem düne,  hem bugüne., hem de yarınlarımıza...

    sahi, kalp kırıldığında nasıl
    bir ses çıkarır?
    duydunuz mu hiç?

    k:ALINTI

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    5/5/2008 - Başarı için Bilgi mi yetenek mi?

    Kategori: G YAZILAR

     

    Bir voleybol maçı. Eşit güçte görünen iki takım mücadele ediyor. Birinci sette A takımı, maça önde başlıyor. Maçın sonuna kadar 2-3 puan önde gidiyor. Ancak B takımı, A ile durumu eşitliyor ve skor 22-22 oluyor. Ardından şans B takımıyla oluyor ve B takımı 25-23 skor ile geriden takip ettiği A takımından birinci seti alıyor.

     

    İkinci set başladığında A takımı yine maça iyi başlıyor, hatta farkı açıyor. Bir ara skor A takımı lehine 18-13 oluyor. Ne var ki, yine şans B takımına gülüyor ve skor 23-23 oluyor. Her iki takım da seti almak üzere. Ne var ki, A takımı endişeleniyor ve kaybedeceklerini düşünüyorlar ve aynen de düşündükleri gibi oluyor. B takımı 25-23 skor ile seti alıyor.

    **

    Üçüncü sete B takımı önde başlıyor. Kısa sürede farkı 6'ya çıkarıyor; ardından da fark 9'a çıkıyor. B takımı 18, A takımı 9 puan alıyor. Manzara şaşırtıcı; ilk iki sette başa baş giden iki takım ortada yok. İyi bir takım ile zayıf bir takım karşı karşıya görünüyor ve B takımı fark atarak maçı alıyor.

    **

    7 yaşındaki Alim, satranç öğrenmeye başlıyor. Satrancı çok seviyor ve kısa sürede müthiş bir ilerleme gösteriyor. Dört ay gibi bir sürede 12-13 yaşındaki satranç oyuncularını ve hatta yetişkinleri yenmeye başlıyor. Bu çocukta aşikar bir satranç zekası olduğu görünüyor. Kendi isteği ve ailesinin desteğiyle haftada dört ayrı kursa gidiyor ve bilgisi giderek ilerliyor. Her hafta bir öncekinden daha iyi oynuyor. Öyle ki, kendi yaşadığı şehirdeki özellikle teknik bilgi ve strateji olarak en iyi satranç oyuncularından biri oluyor. Ne var ki, turnuvalarda bu satranç zekasını yansıtamıyor. Oyuna çok hakim olduğu halde, birçok oyunu yarıda bırakıyor. Çok iyi bir hamle serisi çıkarırken ve rakibinden çok daha güçlü iken kazara vezirini kaybedecek olursa oyunu bırakıyor. Halbuki devam edecek ve kararlılık gösterecek olsa oyunu kesin kazanacak; ama maçı kendi kafasında kaybettiği anda oyunu sürdürmüyor.

    **

    Gürkan, İngilizce kursuna gidiyor. Ama çok az ilerleme kaydediyor. Kursa devam ettiği halde, bu dili hiçbir zaman öğrenemeyeceğini düşünüyor ve kursta öğretilenler bir türlü Gürkan'ın kafasındaki duvarı aşıp içeri giremiyor.

    **

    Pelin üniversite sınavına hazırlanırken birinci deneme sınavı sonuçları iyi çıkmıyor. İkincisi de iyi çıkmayınca kursa gitse de çalışmayı bırakıyor.

    **

    Alim'in babası bilgisayara karşı oynadığı satranç maçlarında makine tüm önemli taşlarını alsa da oynamaya devam ediyor. Bazen bilgisayar vezir, kaleler ve filler gibi tüm güçlü taşlara sahipken kendisi, bir at ve fil ile bilgisayarı mat ediyor.

    **

    Avrupalı futbol takımlarının birçoğu 2-0 mağlup girdikleri ikinci yarıdan 3-2 çıkmayı başarıyor. Çünkü maçı bırakmıyorlar. Maçı kaybettik gözüyle bakmayıp tüm enerjileriyle oynamaya devam ediyorlar.

    **

    Nurtaç araba sürmeye ilk başladığında çok zorlanıyor; ama kararlılıkla devam edince tam bir İstanbul şoförü oluyor.

    **

    Başarı için ihtiyaç duyulan nedir? Bilgi mi, yetenek mi, uygun bir karakter mi? Üçüne de ihtiyaç var. Ama içinde kararlılık, olumlu tutum, sorumluluk duygusu olan karakter, bilgiyi de yeteneği de geliştiriyor ve sonunda başarıyı getiriyor. Çocuklarımızı sınavlara hazırlık kurslarından önce, karakter geliştirme ve kararlılık kurslarına göndermemiz gerekiyor.

    k:alıntı

    Not: Bunu ailelerimiz de okumalı bence.

     

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    17/4/2008 - YEMEK TARİFİ

    Kategori: G YAZILAR

    Yemek Tarifi

     

    Bir bardak dolusu gülümseme ile başlayın,
    Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
    Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
    Bir kaşık ümit,
    Bir büyük porsiyon yardımlaşma,
    Çok miktarda ilim ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın.
    Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene ihtiyacınız olacak.
    Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek sevgi ile karıştırın.
    İki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin.
    Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile tatlandırın. Yemeğin adı mı?
    İNSANLIK !!!

     

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    17/4/2008 - Anlamlı Yazılar

    Kategori: G YAZILAR

    Ders veren, anlamlı yazıları okumayı seviyorum. Bulduğum güzel yazıları da sizlerle paylaşmak istedim. Okumanızı ve okuduktan sonra düşünmenizi öneririm.

     

    sevgiler...

     

    iremkiz

     

    ...................................................................................................................................................

    Deniz Yıldızı

    Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:

    - Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?Genç adam yanıtlar;

    - Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar;

    - Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne değişecek ki?Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.- Onun için çok şey değişti ama...

     

     

    Gül Yaprağı

    Uzakdoğu'da bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

     

    Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu.

     

    Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.


    Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

     

    Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
     
    İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

     

     

    KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ

    Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya... Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü.Bir yanda büyük bir merak biryanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar, hani görüp te gökyüzünü , insanı oltadan son anda kurtulanlar.

     

    Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

     

    İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına,iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.Bir an öylece baka-kaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye? "

     

    Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye...

     

     

    EVE YÜRÜYÜŞ

    İspanya'nın güneyinde Estapona isimli küçük bir kasabada büyüdüm. 16 yaşındayken bir sabah babam benden kendisini araba ile 30 kilometre uzaktaki bir köye götürmemi istedi. Ancak, onu Mijas'a bıraktıktan sonra arabayı bakım için yakındaki bir tamirhaneye götürüp bırakmam gerekiyordu. Araba kullanmayı daha yeni öğrenmiştim ve kullanmak için pek de fırsat çıkmıyordu. Onun için hemen kabul ettim. Babamı Mijas'a götürdüm ve öğleden sonra 4'te almaya söz verdim.

     

    Sonra, arabayı tamirhanede bıraktım. birkaç saat vaktim vardı. Ben de, tamirhanenin yakınında bir sinemada bir-iki film izlemeye karar verdim. Fakat bu işten o kadar keyif aldım ki, bir-iki derken ipin ucu kaçtı. Son filmimi izledikten sonra saate baktığımda 6 olduğunu gördüm. İki saat geç kalmıştım.

    Filmi izlediğimi öğrenirse babamın kızacağını biliyordum. Bir daha arabayı kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanın işinin uzun sürdüğünü söylemeye karar verdim.

     

    Buluşacağımız yere vardığım zaman babamın köşede oturmakta olduğunu gördüm. Geç kaldığım için özür diledikten sonra ona arabanın işinin uzadığını söyledim. Bunun üzerine bana nasıl baktığını asla unutamam.

     

    " Bana yalan söyleyebildiğin için çok üzüldüm, Jason."


    " Ne demek istiyorsun? Gerçeği söylüyorum."


    Babam bana tekrar baktı. "Sen geç kalınca, tamirhaneyi aradım ve bir sorun olup olmadığını sordum. Bana senin henüz arabayı almaya gelmediğini söylediler. yani araba ile ilgili bir sorun olmadığını biliyorum." Birden ne kadar büyük bir suç işlediğimi anladım ve babama gerçeği itiraf ettim. Babam beni üzgün bir şekilde dinledi.

     

    "Kızgınım, ama sana değil, kendime. Eğer sen bunca yıldan sonra bana yalan söyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamışım. Kendi babasına bile yalan söyleyebilen bir çocuk yetiştirmişim. Eve yürüyerek dönecek ve bu arada neyi yanlış yaptığımı düşüneceğim."

     

    "Ama baba, ev 30 kilometre uzakta ve hava karardı. O kadar yolu yürüyemezsin."

     

    Babam ne özür dilemelerime, ne itirazlarıma, ne de diğer söylediklerime kulak asmadı. Onu hayal kırıklığına uğratmıştım ve hayatımın en acı veren derslerinden birini almak üzereydim. babam tozlu yollarda yürümeye başladı. Ben de arkasından araba ile izliyordum ve durmadan özür diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Ama beni duymazdan geliyor ve sessiz, düşünceli ve üzgün bir şekilde yürümeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre süratle onu takip ettim.

     

    Babamın hem fiziksel, hem de duygusal olarak bu kadar acı çekmesine tanık olmak hayatımın en üzücü ve acı veren deneyimi olmuştur. Ancak, aynı zamanda en büyük hayat dersini de bu olaydan aldığımı söylemeliyim. O zamandan beri asla yalan söylemedim.

     


    HİÇ BİR ZAMAN GEÇ KALMIŞ SAYILMAZSINIZ

    Yıllar önce katıldığım bir iletişim kursu sırasında başıma çok değişik bir şey geldi. Öğretmenimiz bizden geçmişte başımızdan geçen ve bize utanç veren, suçluluk ya da pişmanlık duymamıza yol açan her şeyi bir liste haline getirmemizi istedi. ertesi hafta ilk derste de her birimizin listemizdekileri sınıf arkadaşlarımıza yüksek sesle okumamızı istedi.

     

    Bu, önce hepimize biraz zor geldi, ama bu tür gruplarda başı çekecek bir cesur her zaman bulunur, bilirsiniz. Sınıf arkadaşlarım listelerini okurlarken, benim listem giderek uzuyordu. Üç hafta sonra listemdeki maddelerin sayısı 101'i bulmuştu. Öğretmenimiz daha sonra, hatalarımızı düzeltmemiz, hata yaptığımız insanlardan özür dilememiz ya da hatalı davranmamamızı sağlamak amacıyla, bazı eylem planları yapmamızı ve bunun için de birtakım yollar bulmamızı önerdi bizlere.

     

     Listemdeki o kadar insanı yaşamımdan çıkardıktan sonra bunun benim iletişim kurma becerime nasıl yardımcı olacağını merak etmeye başlamıştım.

    Bir hafta sonra yanımda oturan bir adam elini kaldırıp, şu öyküyü anlatmaya başladı:


    "Listemi hazırlarken lise yıllarımda başımdan geçen bir olay aklıma geldi. Ben Lowa eyaletinin küçük bir kasabasında büyüdüm. Kasabanın çocuklar tarafından hiç sevilmeyen bir şerifi vardı. Bir gece iki arkadaşımla birlikte Şerif Brown'a bir oyun oynamaya karar verdik. Birkaç şişe bira içtikten sonra, bir kutu kırmızı boya bulduk ve kasabanın orta yerindeki su tankının üzerine tırmandık. Tankın üzerine kıpkırmızı boyayla Şerif Browna hakaret dolu yazılar yazdık..Ertesi gün, kasaba halkı gözlerini açtığında tankın üzerindeki yazıları okudu. İki saat içinde, Şerif yazıyı yazanların ben ve iki arkadaşım olduğunu öğrenmiş ve bizi ofisine çağırmıştı. Arkadaşlarım yazıyı kendilerinin yazdıklarını itiraf ettiler, ama ben aralarında olmadığımı dile getirip, yalan söyledim. Hiç kimse de benim de onlarla birlikte olduğumu hiçbir zaman öğrenemedi.

     

    "Yaklaşık 20 yıl sonra, Şerif Brown'ın adı bu listeye girdi. Onun hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum. Geçen hafta sonu Lowa Bilgi işlem merkezine telefon ettim. Kasaba halkının listesinde Roger Brown adında biri hala vardı. Telefon numarasını çevirdim. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı ve karşıdaki erkek "Alo" dedi. "Ben Jimmy Calkin.Benim yaptığımı bilmenizi istiyorum" dedim. Bir an bir sessizlik oldu. "Biliyordum" dedi. İkimiz de gülmeye başladık ve aramızda çok hoş bir sohbet geçti. Şerif konuşmasını şöyle tamamladı: "Jimmy, senin için hep üzüldüm, biliyormusun. Çünkü arkadaşların yaptıklarını itiraf ederek rahatladılar, ama sen bu yükü onca yıl hep sırtında taşıdın. Beni aradığın için sana teşekkür etmek istiyorum...senin adına."

     

    Jimmy listemdeki 101 maddeyi temizlememde bana esin kaynağı oldu. Bu iş yaklaşık iki yılımı aldı, ama benim için bir sıçrama tahtası ve kariyerimde anlaşmazlıkları çözen bir insan olmamda bana esin kaynağı oldu. Ortaya çıkan anlaşmazlık, kriz ya da durum ne denli güç olursa olsun, geçmişteki hataları düzeltmek ve sorunlara bir çözüm olmak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.

     


     
    FİNCAN TAKIMI

    Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?" Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım" dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri.

     

    Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu... Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?"Yo hayır!" diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,fincan tabaklarınız takım" dedi.

     

    Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.

     

    Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu...

     

     

    ESKİ BİR LETONYA MASALI

     "Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış.Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış.İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış.


         İşte bir gün yaşlılardan birini oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da : "Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım" demiş. Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta  saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış.


         Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş: "Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu, şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap.'' Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş.


        Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna şu öğüdü vermiş: "Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme." Gerçekten de bir iki ay içinde bütün köy tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış.


           İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış.Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsülünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış. İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt  vermiş:


          "Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar, yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin." Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş. Evi gözlemeye başlamışlar.


          Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hala yaşadığı ortaya çıkmış. Köylüler genci krala şikayet etmiş. Kral önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış.


          "Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklar. Çünkü onların hayat deneyimlerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler var."

     

     

    EINSTEIN VE ŞÖFÖRÜ

    Einstein bir çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför, "-Dr Einstein," dedi, sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum." Yaşlı adam pası almıştı.

     

    "-Pekala," dedi, "şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim ve sen konuş."Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi:

     

    "-Böyle basit bir şeyi sormanız gerçekten çok garip," dedi, "şimdi arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim."

     

     

    Stanford

    Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla Rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

     

    Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı... Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu... Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; ''Bekleriz'' diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi... Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü... Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. ''Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok'' diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu...

     

    Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

     

    Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

     

    Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. ''Madam'' dedi, sert bir sesle, ''Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner...''

     

    ''Hayır, hayır'' diyerek haykırdı yaşlı kadın... ''Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz.'' Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, ''Bina mı?'' diyerek tekrarladı, ''Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı...''

     

    Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi... Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: ''Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?''

     

    Rektör'ün yüzü karmakarışıktı... Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

     

    Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.

     

     

    İSTEDİĞİNİ GÖREBİLMEK

    Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylasan iki yaşlı adam aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşınadışarısını anlatırdı.     


    "Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos, Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzelde dalıyorlar suya."


    Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artık görebilirdi de, işte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu.


    Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, işte o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti. Basını kaldırdı ve pencereden baktı.
    "Karsısında Simsiyah bir duvar vardı."

     

    k:Alıntı

    ...................................................................................................................................................

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    6/4/2008 - TEBESSÜMÜN GÜCÜ

    Kategori: G YAZILAR

     

     

    Tebessüm


    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.

     

    Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.Hemen bir not yazdı, yolladı.

     

    Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

     

    Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

     

    Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki.İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti.Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu.Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreşen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

     

    Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu.Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.

     

    Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.Bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.

     

    Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

     

    Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜM'ün sonucuydu...

     

    ALINTI

     

    NOT: Bu yazı da çok güzel. Bir tebessüm insanların hayatını değiştirmeye yetiyor. Biz de insanlara bir gülümsemeyi çok görmeyelim.

     

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    6/4/2008 - YAŞAMIN YANKISI

    Kategori: G YAZILAR

     

     

    Yaşamın Yankısı


    Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor.

     

    İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.

    Merak ediyor ve

     

    - ''Sen kimsin?'' diye bağırıyor. Aldığı cevap 'Sen kimsin?' oluyor.

     

    Aldığı cevaba kızıp - ''Sen bir korkaksın!'' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'Sen bir korkaksın!' diye cevap veriyor.

     

    Çocuk babasına dönüp

    - ''Baba ne oluyor böyle?'' diye soruyor.

    - ''Oğlum'' der babası, ''Dinle ve öğren!'' ve dağa dönüp ''Sana hayranım!'' diye bağırıyor.

     

    Gelen cevap ''Sana hayranım!'' oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ''Sen muhteşemsin!''

     

    Gelen cevap; ''Sen muhteşemsin!'. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.

     

    Babası açıklamasını yapıyor:

    - ''İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.''

     

    Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

     

    ALINTI

     

    not: Buyazı çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Biz de güzel şeyler yapalım, İNSANLARI SEVELİM değer verelim, olumlu düşünelimki , bize de hayat aynı güzellikleri versin.

     

     

     

    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    1/3/2008 - Ölmeden önce anlayabilmek!

    Kategori: G YAZILAR

     

    Son Durakta İnenler


    Caminin avlusu hınca hınç doluydu. Belli ki cenazenin yakınları onu son yolculuğuna uğurlamak, dostları da son görevlerini ifa etmek için oradaydılar.Sahte gözyaşı dökenler,kara gözlüklerin ardında cenazeye gelenleri inceleyenler,ağlamamasını kara gözlüklerle örtmeye çalışanlar,bedenen orada ama ruhen çok uzaktaki olanlar,”Yahu tam da ölecek zamanı buldu.Bugün de çok önemli işlerim vardı.Çabuk bitse de gitsem” diyenler... Kimler yoktu ki...

    Bazıları gruplaşmış vaziyette olayı değerlendiriyordu. Sessiz ama derin-den..Her köşeden ayrı bir fısıltı duyuluyordu.Kimi hayattayken bir kaşık suda boğmak istediği bu mevtanın ardından:

    “Çok iyi bir adamdı çook.”diyerek onun ne kadar iyi birisi olduğunu inandırmaya çalışıyor,kimi borç para vermediği için ağzına geleni söylediği ve şu an yerde masum bir şekilde yatan zata bakarak:

    “Çok cömertti,kimin ihtiyacı olsa hemen koşardı.”diyerek onun el açıklılığından dem vuruyor,kimi kapısını bile bilmediği bu adam için:

    - Beni çok severdi, sürekli ziyaretime gelirdi, çok yazık oldu.”diyerek onun insanları ziyaret eden biri olduğunu dile getiriyordu. Tekerlekli iskemleyle getirilen yaşlı kadın da:

    - Oğlum her bayram olmasa bile işinden fırsat bulduğunda beni ziyarete gelirdi. Üstelik huzurevinin bütün masraflarını o karşılıyordu.” Diyerek onun kendisini ne kadar çok sevdiğini, ne kadar önem ve değer verdiğini anlatmaya çalışıyordu etrafındakilere...

    Katılımcılara bakıldığında zengin bir kesim olduğunu kestirmek hiçte zor değildi.Üstelik caminin dışında cadde boyu dizilen son model lüks arabalar ölen kişi hakkında gerçek bilgiyi veriyordu ‘ya çok zengin ve hatırı sayılır bir iş adamı veya siyaset çi’ diye düşündürüyordu insanı.Alalade sade bir vatandaş olmadığı gelen çelenklerden de belliydi zaten.Holdingler,bakanlar,milletvekilleri,ünlü iş adamları ve ünlü sanatçılardan gelmişti bu çelenkler.Büyük bir iştirakle kılınan cenaze namazının ardından yapılan dualar ve imamın;

    - Mevtayı nasıl bilirdiniz?

    Sorusuna hiç düşünmeden;

    - İyi bilirdiiik!

    Diye verilen yanıtlar ve omuzlara alınan cenazeyi yine aynı duygularla mezarlığa götürüldü.

    Gruplaşmalar burada da devam etti. Herkes ölen kişiyle ilgili anıları abartarak anlatıyordu. Bire on katarak adamı neredeyse melek gibi günahsız yapmışlardı. Hani meşhur bir söz vardır ya “kör ölünce badem gözlü olur” diye. Tıpkı onun gibi adamın badem gözlü olduğuna inandırmak için yarış yapıyorlardı birbirleriyle. Saçları örgülü üstü başı perişan bir şekilde, kara gözleriyle çevreyi izleyen ufak bir kız çocuğu hayretle bakıyordu etrafındaki bu sahte insanların sahte gözyaşlarına. Bu arada cenazenin gömülme işlemleri bitmiş, dualar edilmiş, insanlar son görevlerini yerine getirmenin rahatlığıyla evlerine gitmek için ayrılıyorlardı.Yarım saat sonra kimse kalmadı mezarlıkta. Sadece o kara gözlü ufak kız vardı. Usulca yanaştı mezara. Belli ki aklından çok şey geçiyordu ufak kızın. Bu ilk karşılaşmaları değildi ufak kızla iş adamının.

    Daha birkaç ay öncü onu fabrikasında çalışan babasını gerekçesiz çıkarmıştı.Parasını bile vermeden hem de. Para istemeye beraber gitmişti babasıyla. Adam onları saatlerce kapıda bekletmişti. Canı sıkılınca kapıdan içeri bakmıştı küçük kız. Adam mağrur ve neşeli bir şekilde bir anahtarı uzatıyordu kadına:

    - “Bu jipi sana aldım canım. Ama dikkatli kullan hee..! derken kapıda ufak kızı fark edip içeri çağırdı onları. Mali durumunun kötü olduğunu, işlerin durgun olmasından dolayı çıkartıldığını, işler açıldığı zaman tekrar çağırılacağını anlatıp göndermişti onları.Fakat aylar geçmesine rağmen ne işe almıştı ne de çıkışını vermişti babasının. Başka işte bulamamıştı babası. Eli mahkum, bekliyordu patronunun tekrar işe çağırmasını.Ama eski işçilerin tümünü çıkarıp, daha ucuz çalışacak yeni elemanlar aldığını duyduklarında çok üzülmüşlerdi.Üç kardeşi, hasta annesi ve babası çaresizdi. Son bir kez daha gittiler fabrikaya; ama içeriye alınmadılar bile.Dışarıda beklerken yanlarından hızla geçen Mercedes’in içinde mağrur ve başı dik oturuyordu adam.Bir ara küçük kızla göz göze geldiler. Adam hızla kaçırdı gözlerini kara gözlerden. Küçük kız hızla giden araba ile birlikte hayallerinin, umutlarının ve geleceğinin arabanın tozuna karışıp gittiğinin farkındaydı. Gözleri buğulandı. Dudağı büküldü. Hafifçe bir şeyler mırıldandı sadece. Bu onu son görüşleri oldu zaten. Ogün trafik kazası geçirmiş ve hayatını kaybetmişti.

    Tüm bunlar film şeridi gibi geçti küçük kızın kara gözlerinden.Yeni örtülen ve henüz ıslak olan topraktan bir avuç aldı.Avucunda iyice sıktıktan sonra tekrar mezara doğru fırlattı hışımla.Yine hafifçe mırıldandı.

    “Topraktan geldin ve yine toprağa gittin. Hiçbir şey seni kurtaramadı değil mi? Mağrur adam. Çok güvendiğin malın, mevkiin, hatırı sayılır dostların, hiç biri seni kurtarmaya yetmedi değil mi? Yazık, çok yazık, keşke ölmeden bunları anlayabilseydin....

     

     

    Çok güzel, ders veren bir yazı. Bu yazı mala, paraya tapanlara gitsin. Sanki onlar hiç ölmiycekler. Ölümü  düşünmeyen, merhametsiz zenginlerin  daha  dikatli okumalarını öneririm. 
    :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->