İSKENDER PADİŞAH
Bir varken, bir yokken, zaman zaman içindeyken,
kalbur saman içindeyken, sıçanlar kedilere berberken
dünyaya hüküm eden bir İskender padişah varmış.
Onun tepesinde iki boynuzu varmış. Otuz yaşına gir-
miş, fakat boynuzlu olduğunu kimse bilmezmiş. Yı-
kanırken kapıyı kilitler de öyle yıkanırmış.
Bir gün padişah sarayda kimsenin olmadığını
hesap ederek yıkanmağa başlamış. Hizmetçi padişahı
çağırmağa gelmiş, kapıyı açmış ve padişahın boynuzlu
olduğunu görmüş.
- Sen cellâtsın, diyebağırmışona iskender.
Hizmetçi yalvarmağa başlamış:
- Aman şefketlim, beni öldürme. Kimseye bil-
dirmiyeceğim, demiş.
Padişah ta inanmış ve hizmetçiyi serbest bırakmış.
Bir sene, iki sene hizmetçi hiç kimseye söylememiş.
Fakat içinde dert büyümeğe başlamış. Bir gün tepeye
çıkıp yüzükoyun yatmış, bir ah çekmiş ve bu dert onun içinden sıyrılıp gitmiş. Fakat bunun ofkurduğu yerde bir saz bitmiş, gayet büyük olmuş. Bir gün çobanın biri sazın dibinde yatarken, sazdan bir budak kesmiş. Bunu delmiş ve üfürmeğe başlamış. Saz sözle diyormuş:
- İskender padişahın alnında iki boynuzu var! İs
kender padişahın alnında iki boynuzu var!
Ağızdan ağıza bunu herkes duymuş. Padişahın
kulağına da varmış. Padişah hizmetçinin kesilmesini
emretmiş.
Hizmetçi hiç kimseye söylemediğini, çobanın
kaval çalmışından herkesin öğrendiğini anlatmış ve pa
dişahı inandırmağa çalışmış. Padişah inanmayıp çobanı çağırtmış. Kavalı öttürmesini istemiş. Çoban öttürmeğe başlamış. Kaval yine şöyle demiş:
- İsekender padişahın alnında iki boynuzu var!
iskender kızmış ve alıp kendisi üfürmüş. Kaval
yine aynı şeyi söyleyince padişah çobanın arkasını sı-
vazlayıp çobanı ve hizmetçiyi de serbest bırakmış.
İşte kaval çalmak ta o zamandan kalmış.
KELOĞLAN İLE KEMER TAY
Bir varmış, bir yokmuş. Bir bey varmış. O beyin hiç
oğlu olmazmış. Yoldan giderken bir ihtiyara rastlamış
ve ona sormuş:
- Benim hiç oğlumolmuyor, demiş.
Adamcağız ona almavermişve şöyle demiş:
- Bu almanın kabını beygire vereceksin, içini ise
kendin yiyeceksin.
Bey ihtiyarın dediği gibi yapmış. Birkaç zaman
geçtikten sonra bir oğlu olmuş. Almanın kabını yiyen
beygirden ise güzel bir tay dünyaya gelmiş. Çocuk bü
yümüş, güzel bir genç olmuş. Tay da büyümüş, güzel
bir at olmuş. Bey, çocuğuna ayrı muallim tutmuş, onu
gün görmedik yerde, yani izbede okutmuş. Senelerin
geçmesiyle izbenin bir yanından içeri gün girmiş. Bunu gören çocuk onu tutmağa çalışmış. Ne kadar da uğraşsa onu tutamamış, ter köpük içinde kalmış. Bu sırada muallim içeri girmişveçocuğa sormuş:
- Çocuk sana ne oldu?
Çocuk ona güneş ziyalarını tutmağa çalıştığını söy-
lemiş.
Muallim şaşarak ona:
- Sen güneşgörmedin mi yoksa?
Çocuk:
- Ben daha hiç ışık görmedim de, onun için tutmak
istedim.
Muallim:
- Sen onu tutamazsın, o çok yüksektedir, haydi is
tersen kıra çıkabilirsin, baban bırakıyor.
Bir gün Şah İsmail'in babası başka memlekete git-
miş. Bey, çocuğunu annesine bırakmış. Annesi ise fena bir kadınmış. Kocası yokken başkalarıyle ko-
nuşuyormuş. Bu defa da uzak bir memleketten onlara
bir Arap misafirliğe gelmiş. Bey gelinceye kadar bey karısıile Arap tanışmışlar. Sık sık konuşmağa başlamışlar.
Bir gün de çocuğun anasının yanına Arap gelip
onunla evlenmek istemiş, o da razı gelmiş, fakat şöyle
demiş:
- Benim bir oğlum var, ondan ayrılmam mümkün
değil.
Arap ona oğlunu otalamasını söylemiş. Çocuk bir
gün mektebe gittiği zaman Arap anasının yanına gel-
miş, çocuğu otalaması için zehir getirmiş. Kadın yu-
murta pişirip içine zehir atmış ve çocuğunu görünce yemeği hazırlayıp kıra çıkmış. Çocuk odaya girmezden önce kemer tayın yanına girmiş. Bir de ne görsün, at ağlıyor.Şaşıp ona sormuş:
-Sananeoldu?
- Ne olacak, Arap, anana bu gün zehir verdi ve yu
murtanın içine kattı seni otalamak için, istersen ver bak kediye.
Çocuk çıkıp gitmiş, odaya girip yemeğin başına
oturmuş ve yemezden önce kediye vermiş. Kedi hemen ölmüş. Çocuk çinkayı yumurtasiyle alıp kıra atmış.
İkinci gün Arap, kadına sormuş:
- Ne oldu yedi mi?
- Hayır, kediye verdi ve kedi öldü.
Arap ona oğlunun rubalarını ilaçlamasını söylemiş. Çocuk mektepten dönerken atın yanına sapmış.
Atı yine ağlarken bulmuş.
At ona:
- Anan rubalarını ilaçladı, seni hep öldürmeğe is
tiyorlar. Rubaları giyme, çünkü öleceksin.
Çocuk rubaları doğrudan ateşe atıp yakmış*
Az zaman sonra bey eve gelip karasının arzusu
üzere atı kesmek istemiş. Çocuk ağlayacak gibi ona
şöyle demiş:
- Baba, ben daha atıma binmedim, dur bir defa bi
neyim. Bey atı semerlemiş, çocuğu üzerine binmiş ve:
- Benim bey çocuğu olduğum neden belli olacak,
iki heybe gözü de altın doldur, demiş.
Bey al tınlan çuvala doldurup ata yükletmiş. Çocuk
babasiyle helâllaşmış ve:
- Baba, anamı Arap almak istiyor, ona atı kes
mesini ve beni otalamasım söyledi. Haydi, hoşça kal,
deyip ata bir kamçı vurarak yola koyulmuş.
Uzun zaman yürüdükten sonra bir düzlükte bir ço-
bana rastgelmiş ve çobanı çağırarak ona bir kuzu sat-
masını rica etmiş. Çoban razı gelmiş, tutup ona bir kuzu vermiş ve o da bir kaç altın uzatmış. Çoban ona yol göstermiş, çocuk kuzuyu toplayıverip atla uzun zaman gittikten sonra kuzuyu kesmiş, yüzmüş ve pişirip atla birlikte yemiş.
At çok yorgun olduğunu çocuğa söylemiş ve onun
biraz yürümesini rica etmiş.
At:
- Eğer yorulursan, "Neredesin Kemer tayım?"
didin mi ben senin yanına geleceğim, demiş.
Çocuk uzun zaman yürümüş, deriyi kendine bir
şapka yapmış. Bir bahçede bir beye çırak olmuş. Sa-
bahleyin çocuk kendi adını Keloğlan olduğunu bil-
dirmiş ve gül bahçesini çiğneyip, gülleri ziyan etmiş.
Bey gelirken attan inip üzerine bir kara çalı yükü çek-
miş. Bey gelip ona halini sormuş, keloğlan ona:
- Bir atlı bahçeyi çiğneyip benim üzerime dikenleri
attı.
Bey:
- Yok zarar, aldırma sen, onlar yine büyüyecek
deyip gitmiş. Bunu gören beyin kızı ona aşk bağlamış,
fakat çocuk onun bu kadar aşk bağladığına bakmıyor,
hattâ onunla yakınlaşmıyormuş. Bir vakitler bir harb
olmuş. Bey kendi güveylerini ve kardeşlerini toplayıp
harbe hazırlanmış. Beyin kızı babasına Keloğlanın git
mesini de söylemiş. Keloğlana bir topal beygir bulup
harbe bir gün varken salmışlar. Keloğlan ata binip yola çekilmiş. Uzun zaman yürüdükten sonra beyler ona erip geçmişler. Keloğlan kendi atına: "Neredesin Kemer Tayım" demiş. At hemen yarana gelmiş, çocuk ta atına binmiş. Beyleri erip geçmiş, bir de ne görsün, harb meydanında toplanmışlar, harb ilan ediliyor. Çocuk kılıcını alıp bütün meydandakileri kesmiş ve beyler gelirken harb meydanından çıkmış. Beyler de dönüp yola koyulmuşlar. Çocuk topal beygirin yanına gelince atından inip topal beygire binmiş. Giderken beylere rastgelmiş.
Onlar geri dönmesini söylemişler.
Beyler gelincekızıbabasına sormuş:
- Babacığım, nasıl böyle sağ döndünüz?
Bey, kızına düşmanın bir çocuk tarafından da-
ğıldığını söylemiş. Bir gün sonra Keloğlan gelmiş. Kız
ona harbin nasıl olduğunu sormuş. Çocuk kıza dö-
nerek:
- Ben harbin bir tarafından girip çıktım, daha
baban girince ben kırıp döndüm.
Kız bunu duyunca çocuğa kendini nasıl sevdiğini
anlatmış, fakat çocuk ona aldırış etmemiş ve gül bah-
çesine gitmiş.
Aradan zaman geçmiş. Nedense beyin gözleri kör
olmuş. Gözlerinin eyi olması için ilaç aramışlar. Çok
yere başvurmuşlar ve en nihayet kurt südüyle göz-
lerinin düzeleceğini duymuşlar. Sınıra yakın bir yerde
süt veren kurt bulunduğunu öğrenmişler. Çekilmeğe
hazırlanmışlar. Kız babasına keloğlanın da gitmesini
rica etmiş. Ona gene topal beygiri bulmuşlar. Keloğlan topal beygiri bağlayıp kemer tayı çağırmış, binip beylere ermiş ve onlan geçmiş, uzun bir yolculuktan sonra sınıra varmış, kurt südünü alıp orda bulunanlara dönerek:
- Buraya birkaç bey gelecek, onlara kurt südü ye
rine eşek sidiği veriniz, demiş.
Topal beygirim yanma dönmüş, ona binip sınıra
yollanmış. Beylere rastgeldiği yerde beyler onu geri çevirmişler. Onlar eve gelince beyin gzölerine eşek sidiği sürmüşler. Beyin gözleri daha fena olmuş. Keloğlan geldiği vakit kız onun önüne çıkıp babasının gzölerinin düzelmeyip daha fena olduğunu anlarmış. Çocuk kıza:
- Onlar ilaç almak bilmiyorlar. Bakalım benim al
dığımı sürelim düzelmiyecek mi?
Keloğlan gelince babasının gözlerine kurt südünü
sürmüşler, az zaman sonra beyin gözleri düzelmeğe
başlamış ve en sonra eskisi gibi olmuş. Kız harbte olanları ve kurt südünün Keloğlanın getirdiğini ona an
latmış.
Babası kızını kudurmuş gibi azarlamış:
- Ben dönerken o giderdi, olamaz!
Kız:
- Baba, onun aü görünmezden kendisiyle gi
dermiş, deyince o zaman bey:
- Öyleryse onun harbteki ruba ve atiyle yanıma
gelsin!
Keloğlan atını çağınp beyin önüne çıkmış. Bey onu
görünce kızını vereceğini söylemiş. Çocuk aynı ru-
balarla beyin karşısına çıkmış ve bey kızının da ona
lâyık bir kız olduğunu anlayarak kızıyla evermiş. Kendi beyliğini ona teslim etmiş. Az bir zaman sonra bey ölmüş. Şimdi kızla çocuk şen hayat geçiriyorlarmış.