Hakkımda

Merhaba ben İrem. Bloglarla ilgilenmeyi seviyorum. Bu blogumu bildiklerimi paylaşmak için açtım. Blogumda yok yok. Dostluğu, bilgiyi ve eğlenceyi, kısaca hayatı acısıyla, tatlısıyla paylaşabilmeyi dilerim...











Son yazılarım

Öğretmenler Günü
Domuz gribinde son gelişmeler...
Her derde deva kış sebzeleri
Domuz gribine karşı bitkisel korunma yolları
Yeni blogcuya yeni şablon
Goyo gifleri
Atam seni arıyoruz, anıyoruz...
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun...
linkler
Bu sanal kız da çok hoş


Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv


Linkler



Kategoriler








Arama Motoru





Arkadaslar

bella

elvanglbeycan1983

bendencesitliyazi

kardelenilayda

sakarya392

cicim

heidi

esmuker

isil

battygirl

seline

cicim96

yagmur96

birbuse

masalprensesi

sinny

aybikeningunlugu

seleningunlugu

ilke94

yaseminler

larasyagezegeni

perikizim

kardelenilayda2

berfin1995

efterya

kardelenilayda14





.....




MERHABA BLOGUMA HOSGELDINIZ. BURADA NE ARARSANIZ BULABILIRSINIZ. BU BLOGUMU EGLENMEK, EGLENDIRMEK, OGRENDIKLERIMI PAYLASMAK ICIN ACTIM. PAYLASMAYI SEVIYORUM. BURADA YOK YOK. YARARLI BILGILER, DERSLER, GUZEL YAZILAR, HARIKA GIFLER, KODLAR, OYUNLAR, YARISMALAR NE ARASANIZ VAR. TUM SAYFALARIMI DOLASMADAN, MESAJ VE YORUM YAZMADAN CIKMAYIN LUTFEN. IYI EGLENCELER, SEVGILER...***



14/6/2007 - Sevdiğim Şairler ve Şiirleri

Kategori: SIIRLER

                                

 

ÇOCUKLUĞUM

Affan Dede'ye para saydım
Sattı bana çocukluğumu
Artık ne adım var ne yaşım
Bilmiyorum kim olduğumu
Hiçbir şey sorulmasın benden
Haberim yok olan bitenden

Bu bahar havası bu bahçe
Havuzda su şırılşırıldır
Uçurtmam bulutlardan yüce
Zıpzıplarım pırıl pırıldır
Ne güzel dönüyor çemberim
Hiç bitmese horoz şekerim


Cahit Sıtkı Tarancı

 

.....

 

AĞACIM

Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.
Orhan Veli Kanık

......

 

KEDİM

Kedim henüz bir yaşında;
Uyur hep soba başında.
Hem cesurdur, hem de kurnaz.
Bir tıkırtı duyar duymaz.
Uyanır, aslan kesilir;
Gözleri volkan kesilir.
O geldiği günden beri
Bizim evin fareleri
Damdan, tavandan indiler,
Birer deliğe sindiler.
Koşup yakalıyor hemen
Yuvasından, deliğinden
Çıkanları diri diri.
Artık bunlardan hiç biri
Dolaplarıma girmiyor,
Kitapları kemirmiyor.

Halit Fahri Ozansoy

....

 

YÜRÜYÜŞ MARŞI

Dağ başını duman almış,
Gümüş dere durmaz akar.
Güneş ufuktan şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar!

Sesimizi yer, gök, su dinlesin;
Sert adımlarla her yer inlesin!

Bu gök deniz nerede var?
Nerede bu dağlar, taşlar?
Bu ağaçlar, güzel kuşlar?
Yürüyelim arkadaşlar!

Sesimizi yer, gök, su dinlesin;
Sert adımlarla her yer inlesin!

Her geceyi güneş boğar,
Ülkemizin günü doğar;
Yol uzun da olsa ne var,
Yürüyelim arkadaşlar!

Sesimizi yer, gök, su dinlesin;
Sert adımlarla her yer inlesin!


Ali Ulvi Elöve

....

 

Sincap

Şu ağacın tepesinde
Var bir sincap
Ceviz kırar, yemek arar.

Her gün göremem ki
Saklar onu
Anne yapraklar.


Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

....

 

ÖKSÜZ


“Her gün mektebe gelirken
Kulübesinin önünden
Geçtiğiniz fakir kadın
Pek hastadır, belki yarın
Çocuğu öksüz kalacak;
Bilmem onu kim alacak?
Onlar için
Dua edin!"
-Bugün derste hoca efendi
Bize bunları söyledi.
Kuzum anne, öksüz nedir?
- Öksüz, öksüz... Ah! Sen de bir
Yarım öksüz değil misin?
Büyüdün de onun için
Söylüyorum; güzel ninen
Kaç yıl oldu bu âlemden
Çekileli... ben halanım;
Vakıa ben de ananım.
Baban asker, uzak yerde;
Kim bilir, hangi çöllerde
Sayıklıyor şimdi seni!
Görmedin nineciğini;
Sen dünyaya geldiğin gün
O dünyadan gitti, küskün.
- Ben onu hiç bilmiyorum.
- Evet, bilemezsin yavrum.
Görmedin ki...
- Yalnız bilsem,
Size benzer miydi, ninem?
-Hayır, benzemezdi, fakat
Biz sana benzeriz, şefkat;
Öksüzüz, ben de, baban da.
Bil ki evladım, cihanda
Yarım öksüzler pek çoktur.
Bil de teselli bul biraz.
Hayır, birlikte yaşamaz
Kimsenin anası, babası.
Vatan, öksüzler anası
Yaşatırsak, bir o yaşar...
Yaşasın ta haşre kadar!


Tevfik Fikret

...

 

UYKU

Bana çiçek gönderme
Bir kuş ağacı gönder
Dallarında gezinsin
Kül rengi güvercinler

Konsunlar yastığıma
Uyutmak için beni
Sırtlarında kuş tüyü
Gagalarında ninni

Kaldırıp yatağımı
Uçursunlar göklere
Kendimi yıldızlarda
Bulayım birdenbire
Bana çiçek gönderme
Bir kuş ağacı gönder
Alnıma dokunanlar
İyileşmiş desinler

Ülkü Tamer

...

 

YAĞMUR

Yağ hay mübarek
Şarıl şarıl,
Yıka taşları toprakları
Tarlalar yeşerinceye dek.

Artık geçti hüzün taşımanın modası
Getir bize yeşillik, neşe getir.
Sendedir bütün nafakamız
Bil ki bütün ümidimiz sendedir.

Yıka taşları toprakları
Şarıl şarıl,
Tarlalar buğday bekler senden, çocuklar ekmek.
Dünyanın da yüzü yıkanmak gerek,
Yağ hay mübarek.

Cahit Külebi

....

 

UÇAK YOLCULUĞU

Bir uçağım olmalı benim,
Binip üstüne, binip üstüne,
Şu dünyayı gezmeliyim,
Gidip Akdeniz kıyılarına.

Merhaba demeliyim,
Sıcak sıcak denizlerde,
Çimen gemici çocuklara.
Bir uçağım olmalı benim.

Binip üstüne, binip üstüne,
Daha uzaklara gitmeliyim,
Ta Fransa'ya, Berlin'e
Selam demeliyim dört iklimden.

Özgürlük için dövüşmeye gelenler
Ölümlü günler bitti mi?
Ölen tüfekler sustu mu?
Kazanlarda sıcak aşlar pişti mi?

Bir uçağım olmalı benim,
Binip üstüne, binip üstüne,
Diyar diyar gitmeliyim...

Cahit Külebi

...

 

SONBAHAR GELİYOR

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Rüzgâr başka çeşit esecek
Yağmurlarla ıslanacaksın.

Halbuki ne kadar sıcaksın!

Cahit Külebi

 

:: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/3/2007 - KIRMIZI ARABA

Kategori: SIIRLER

 

 

 

 KIRMIZI ARABA

 

Süleyman kara bıyıklı bir işçidir

Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir

İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte

Ve götürdüğü ekmeği yemektedir

Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

 

Ne kadar zalim esse de rüzgar

Ne kadar belini bükse de ekmek parası

Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

 

Onun Cevahir’i vardır

Cevahir altı yaşındadır

Çünkü gözleri çakmak çakmaktır

Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

 

Bir pazar sabahı

Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden

Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman

Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına

Bir yol düşünür Süleyman

Ulan bu bahtı kapalı kentte

Yürümek de parayla değildir elbette

Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle

Canından özgü Cevahirine

Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar

Para da vardır cepte

 

Yürürler İstanbul şehrinin kalbine

Önce Neriman’ın naylon terliği alınır bir seyyardan

Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

 

Anlatır işçi baba Süleyman

İş ararken adım adım arşınladığı sokakları

Bak Cevahir işte şu Yeni Cami

Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

 

Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur

Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır

Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır

Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür

Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

 

O pazar günü

Kara bıyıklı işçi Süleyman

Karısı can yoldaşı Neriman

Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir

Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

 

Ve birden mumun alevi söner

İstanbul’un yalanı biter

Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü

Bir oyuncakçı vitrininde

Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya

Döner kara bıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a

Bana şu kırmızı arabayı alsana baba

Alsana be Süleyman

Canına can parçana

Bir oyuncak araba almayacaksan eğer

Yuh olsun sana

Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir

İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

 

Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman

Bir karısı Neriman’a

Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına

Ulan alt tarafı bir oyuncak araba

Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman

Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman

Bakarsın cepteki son gazoz parasına

Cevahir’in o kocaman umuduna

Yakışır şu kırmızı araba

 

Bırakır karısı Neriman’la Cevahir’i dışarı da

Girer iflah etmez bir umutla dükkana

Sorar dağ gibi Süleyman

Usta şu vitrindeki nazlı gelin

Şu zalımın ışıltısı

Şu bahtımın kara yıldızı

Şu İstanbul ağrısı

Şu Cevahir’in çakmak çakmak gözleri

Şu kırmızı araba kaç para

Bir Süleyman’a bakar adam bir arabaya

Çok para der hemşerim yani çok para

Süleyman cebinde bir gazoz parası

Yıkılmış bir dağ artığı

Bir tufan sonrası perişanlığı

Döner kapıya çıkmak için dışarı

Oğlu Cevahir

Kırmızı arabayla getirecek

Babasını beklemektedir

Nasıl olsa babası ordan

O kırmızı arabayla çıkacaktır

Nasıl olsa

Kara bıyıklı dağ gibi

İşçi Süleyman babasıdır

Yani Cevahir’in gözünde o

Dünyanın en güçlü

Dünyanın en zengin

Dünyanın en büyük adamıdır

Süleyman

 

Ama Süleyman

Eli boş çıkar dükkandan

Sorar Cevahir hani baba

Hani kırmızı araba

Sorar hesabı bulutlar dağa

Nasıl desin Süleyman

Nasıl desin adam yüreği

Ben onu sana alamadım

Benim ona param yetmedi diye

Başlar ağlamaya Cevahir

Başlar bulutlar ağlamaya

Yanar yerin yedi arzı

Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya

Ulan İstanbul yanar içine Süleyman’ın

Sorar Cevahir

Hani baba hani kırmızı araba

Martıları gösterir Süleyman

Bak ne güzel uçuyor

Cevahir martılar havada

Boş ver kırmızı arabayı

Baksana martılara

Bakmaz martılara Cevahir

Bakar yangın gibi arabaya

Ama bak der Süleyman

Ne güzel uçuyor martılar havada

Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur

Takılır gözü martılara

Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler

Evet der ne güzel uçuyor martılar havada

Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

 

Unutur gider dalar gözleri martılara

Cevahir unutur unutmasına ya

Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman

Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı

Her gece döşeğine yattığında

Uyumak için gözlerini kapadığında

Demir lokma gibi

Bir kırmızı araba takılır durur kursağına

Bütün ömrü boyunca

 

İşte bu

Kara bıyıklı Süleyman’ın hikayesidir

Ve herkesin bir yerine

Bir gün bir Süleyman acısı değmiştir

 

                İbrahim SADRİ

 

Not: Çok güzel bir şiir çocuğuna istediğini alamayan , evine bir ekmek bile götüremeyen ne çok ana baba var düşündünüz mü?

 

Halimize hergün şükretmeliyiz.

:: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2007 - SOKAK ÇOCUĞU

Kategori: SIIRLER

 

           

 SOKAK ÇOCUĞU

 

Cilt no… Yok

Sayfa no… Yok

Hane no… Yok

Ana adı: Ben sokak çocuğuyum abi

Hani şu uçurtması gök yüzünde asılı duran

Bilyelerini rüyalarında unutan

Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya

O benim işte

O benim abi

 

Sahi bir annem olmalıydı değil mi?

Ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa

Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün

Anneler nasıl okşar çocuklarını

Anne kokusu nasıldır kim bilir

Ana ha!

Bir anne çizebilir misin benim için

Karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına,

Bir anne.

Ve yanına beni ekler misin abi

Tıpkı suluboya resimlerdeki gibi, sımsıcak.

Sahi abi

Senin gözlerin kesmiyor değil mi

Bir köprünün soğuk gergin ve karanlık bedenini

Sahi sen hiç seyrettin mi ay dedeyi

Bir köprünün altından.

Üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken

Abi sen, Abi sen…..Boş ver.

Gel boyat istersen ayakkabılarını

Boyat da resmi çıksın

Dostun düşmanın tüm kaldırımlara

 

Cilt no… Yok

Sayfa no… Yok

Hane no… Yok

Yokların varlığında, tan göbek bağından

Yakalandı mı hiç yalnızlığa.

Bir de…

Bir de babam olmalıydı değil mi

Baba………..

Beni dövecek bir babam bile yok, biliyor musun.

Nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan

Kim bilir,

Bayramlarda neler alır babalar çocuklarına.

Unutmuşum

Bayramlarınız da vardı sizin değil mi

Arifeleriniz…

 

Bayramlara da temize çekilen dostluklar vardı sonra

Oysa ben;

Kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba.

Yankısız bestelenmemiş ve bestelenmeyecek olan, serseri ıslıklar

Bir babam olsaydı belki yeterdi

Çocuk olurdum eskisi gibi

Şımarırdım öylesine

Boş ver abi

Kimin neyine bayram

Kimin neyine hediye

Baba kimin neyine abi

 

Sahi senin düşlerin vardır.

Söylesene: Göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın?

Ahmet bir düş görmüş geçenlerde

Köprü altında tanıştık yorgun ve geç gelen bir gecede.

Utanırken anlattı, anlatırken utandı.

Bir ip bağlamış gök kuşağına

Bak ana diyormuş

Uçurtmamı gördün mü

Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları

Ahmet’in düşü işte…

Bana düşlerini kiralar mısın abi

Bedava boyarım ayakkabılarını

Bana düşlerini düşlerini abi

Boş ver… Boş ver

İyi parlayacak bu ayakkabılar

En parlak ayaklarınla yürüyeceksin yaşama

Sen düşünme

Sokaklar düşünsün beni

Gazete manşetleri

Üçüncü sayfa haberleri düşünsün

Sen beni düşünme

Düşünme be abi

Nasıl olsa ben

Olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara

Olmasa da anne babası sokakların

Ben sokak çocuğum

Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde

Ben sokak çocuğuyum abi

Hani şu uçurtması gök yüzünde asılı duran

Bilyelerini rüyalarında unutan

Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya

İşte o benim.

O benim abi…

O benim.

 

                            Ali URASPA

 

NOT: Bu anlamlı şiiri efterya ablamın blogundan aldım. Ban çok dokundu. Okurken çok duygulandım. Bu şiirdeki gibi yüzlerce, binlerce sokakta yaşayan, anasız babasız sevgiye hasret çocuklar var. Onlar için herkes üzerine düşeni yapmalı. Yardım etmeliyiz. Ama bu yardım onlardan 1-2 mendil satın almakla olmaz. Onları sokaklardan kurtarıp, sıcak yuza verip okutarak olmalı. Biz çocuklar olarak ne yapabiliriz? Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

 

sevgiler...

 

iremkiz

:: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->